-
8
28
Mayhiç kimse olmak
“bilir misin, hiç kimse olmayı?
bunca şey yaşanmış, bunca konuşulmuş, gülünmüş ve susulmuşken..
kimsenin yapamadığını yapmış ve yıllar, şarkılar, kitaplar, filmler, mekanlar, kişiler geçmiş de sen kalabilmişken..
hazır burdayken yardım etmek istemiş ama kapısına bile yaklaşamamışken..
sen hep dışarıdayken içerde dönen hesaplar başkayken..
ve burnunun dibinde olmana rağmen hiç yanına yaklaşamamışken..
gidememeyi..
kapında binlercesi varken, gözünün ucunu bile ayırsan kendini “aldat”mış hissetmeyi..
kendini çekememeyi..
bunca yakınındayken uzak durmayı becermeyi..
hiç kimse olmayı, bilir misin?
olsan da olmasan da bir olduğu hissettirilirken sana devamlı, anlamazdan gelmeyi..
senden vazgeçilmesinin an meselesi olduğunu, şu an yanında başka kimse olmadığından yanında durduğunu gün gibi görmeyi..
beklemeyi, bir şey beklemeden..
susmayı, kendinle kaldığın zamanlarda tek yaptığın anlatmakken..
gülmeyi, ağlayacakken..
konuşmayı, tek kelime etmeye halin yokken..
yaklaşmamayı göze alarak yanında olmayı bilir misin?
bütün sıfatlardan uzak kalabilmeyi..
bir dese bin kere kurarken, özgür bırakabilmeyi..
ve değersiz olmayı değil belki ama değersiz hissetmeyi..
arada devamlı bir duvar varken, onun dibini ev bilmeyi..
ve tüm bunlara rağmen benim hala umudum var diyebilmeyi..
bunca’yken..
hiç kimse olmayı bilir misin?” -
4
26
MayYetmiyor
Guzel olmak yetmiyor. Akilli olmak yetmiyor. “melek gibi olmak” yetmiyor. Kotu insanlar kazaniyor savasi. Öldurmeyi, yuregi yerinden sokup alabilenlerin zamani.
Azicik mutlulugu cok goruyorlar cocuk kalbime. Uzerim acik kalsa gelip ortmeye useniyorlar bencilliklerinden. “amaan” diyorlar gecistiriyorlar. Bende her seye herkese yetismeye calisirken buluyorum kendimi. Yirtik ayakkabilarimi bile veriyorum uzulup. Dimdizlak kaliyorum ayazin ortasinda. Ya da gunesin en icinde kavruluyorum suyumu dagitip.
Cok uzuyorlar beni. En cokta anlamiyorlar. Oyle kapilmislarki sefa pezevenkligine “cani acir mi, akli kalir mi, ici yanar mi?” dusunmuyorlar. Kurup kurup birakiyorlar bi basima.
Sahiplenilen bi kopek yalnizligim. Seviyorlar, besliyorlar, anlayis gosteriyorlar, buyuyunce yukum agir geliyor ortaliga salmaya calisiyorlar.
Olduramiyorum. Ne yapsam ne etsem kandiramiyorum
Kafami duvarlara vurup geri zekali olmak istiyorum. Dusunmemek, hissetmemek, anlamamak ve en guzeli farkina varmamak istemiyorum.
Aglatiyorlar beni. İnandiriyorlar. Ve en basitinden bana tek kelime bile etmeden basariyolar bunu.
Kendimle celisiyorum. “akilliyim, farkindayim” diye gezinirken pek cok seyi gormuyorum. Ya da en sacmasi gormezden geliyorum.
Yagmura muhtac bi tomurcuk gibiyim.
Acmak icin ihtiyacim oldugunu kendi agzimla soyluyorum, anlatamiyorum.
Anlamlandiramiyorum.
Uzuluyorum
Oyle cok uzuluyorum ki, en cok uzuldugunuz duyguyu en sevindiginiz duyguyla carpin sonuc ben cikiyorum.
Gidemiyorum.
Oyle cok sevebiliyorum ki ben canimi acitirlarken sirf mutlu oluyorlar diye, sirf mutlu olsunlar diye gidemiyorum.
Onlar mutlu olunca ben oldum saniyorum. Kendimi avutuyorum.
Neden yetinmiyorsunuz, neden bende sizin gibi sikim tasagima denk olamiyorum. Ben neden hala olmadim. Neden hala icimdeki en buyuk korku kaybetme korkusu. Ölum korkusu istiyorum onun yerine, yilan korkusu istiyorum. En buyuk fobim hayatimin merkezine gelip oturup saltanatini surerken onu besleyecek insanlar sunuyorum onune.
Nasil bu kadar yalniz kaldim?
Hayatin merkezinde tek basima olmayi nasil becerebildim?
Kendi basima bisiler yaparken icine sizleri katmayi ne sandim ben?
Acaba herkesin beyni benimki gibi calisiyorda ben mi farkinda degilim? Benim gibi var mi baska?
Agliyorum. Bagira bagira kendimi gaza getire getire agliyorum. Aglamak en buyuk rahatlik. En saf en dogal duygu o kalmis elimde.
Kuruyacak diye korkuyorum.
Ben melegim demiyorum. Hatalarimla varim ben. Yanlisim ben, eksigim ben, en guzeliyim cirkinlerin. Aptal bile sayilabilirim. Ama insan oldugumu unutmadigim icin bunlara sasirmiyorum. Hatta bana yapilanlara bile sasirmiyorum. “oda oyle iste” diyorum. Kabulleniyorum, sonra unutuyorum.
Empati yapip kendimle kiyasliyorum sonuc benim o sekilde davranmayacagim cikiyor ve belkide cok yaniliyorum.Sonuc yalniz kaliyorum
Oyle ya da boyle savasmaya devam ediyorum.
-
1
24
Maysessizlik
”Dırdırla adam öldürme potansiyeline sahip tüm kadınlar, dünyada şimdiye dek yaşayan tüm devlet adamları, ülkemin tüm liberalleri kafamın içinde bağırıp duruyorlar. Gürültünün kusuruna bakmayın. Lütfen biraz sessizlik!”
-
4
24
Mayne oluyor?
başımı klavyeden kaldırıp önüme baktığımda yeşil bir ağaç selamlıyor beni… güneş ışıkları ince ince süzülüyor yapraklarından. öyle ağırım ki, bir kuş olup o dallara konmak, kanatlarımı yaya yaya ötmek istiyorum umarsızca. kuş kadar bir beyin istiyorum açıkçası. farkındalıkların olmadığı, yemek ve içmekten başka hiçbir bok düşünmediğim. ve hatta belki ilk kışta bile ölebilirim. önemi yok.
durup durup akıl damarlarımı yakıyorum. dedemin elleri gibi taştan, kocaman parmaklar damarlarımı sıkıp tıkıyorlar sanki. donup kalıyor gözlerim anlamsızca.
ne güzel kahkahalarım vardı benim. o yokken de attığım. şimdi sadece o varken gülümsüyorum. sonra aklıma bir gidiş geliyor üzülüyorum. kendi kendimi kuran birisiyim. kurup kurup sahaya çıkıyorum. gelişine ilerliyorum hiç yoktan.
allahım, korkularımı al. al şunları rahat nefes alayım. bana kaldırabileceğim korkular ver. ölüm korkusu ver, allah korkusu ver, ama bu denli yalnız korkusu kaybetme korkusu yaşatma.
insana en ağır korku, fobileridir. benim fobim kaybetme korkusu. hemde bir hiç uğruna. durup dururken. her şey iyi ve güzelken….
öyle işte. benden boktan evrilmenin bir sonraki haliyim…
-
2
23
MaySag ve sol
—————————
mefhumların kah gülünç kah korkunç maskelerle raksa çıktığı bir karnaval balosu, fikir hayatımız.
tanımıyoruz onları, nereden geliyorlar bilen yok. firavunlara benziyorlar, kalabalığa çehrelerini göstermeyen firavunlara. ve aydınlarımız, o meçhul heyulalar için ehramlara taş taşıyan birer köle.
kavga, insanla kader arasında değil artık, insanla kelime arasında. rüyaları o bayraklaştırıyor. yığınlar onun için yaşıyor, onun için dövüşüyor, onun için ölüyorlar. mukaddeslerin rengine bürünen bir bukalemun kelime, semavi kitapların şeytanı. ve en tehlikelileri, toprağımızda doğmayanlar.
sol ile sağ, bu karanlık kafilenin öncülerinden ikisi.sol, latincede meş’um, eski almancada eğri demek… cehenneme inen merdiven hep sola bükülür. sağ, kibar ve imtiyazlı; rabbin sevgili kulları sağında oturacaklar, diyor tevrat.
sol ile sağ’ın yeni bir hüviyetle politikaya sıçrayışı, fransız ihtilali’yle yaşıt.
napolyon orduları ihtilalin ideolojisini dünyanın dört bucağına taşır, yani kelimelerini.avrupa, fransa’nın mirasını muhabbetle benimser… aynı manevi iklim, aynı içtimai yapı. önce burjuvazinin bayrağıdır sol, sonra dördüncü sınıfın… hürriyettir, terakkidir, müsavattır. sağ’a türbedarlık düşer, türbedarlık, yani ezeli değerlerin bekçiliği.
hangi ezeli değerlerin? ihtilal, istibdadın tasfiyesiydi, müjdeydi, ümitti, gelecekti. sağ daima çekingen, daima korkak, daima sevimsizdir. çekingendir, çünkü maziyi temsil eder; maziyi yani keyfiliği, kanunsuzluğu. korkaktır, zira kanlı imtiyazların ve karanlık istismarların mirasçısıdır. sevimsizdir, hangi mezarlığı ürpermeden seyredebiliriz? avrupa’nın son iki yüz yıllık tarihi, sol’un zaferleri, sağ’ın hezimetleri tarihidir.bize gelince… hudutlarımızdan salgın bir hastalık gibi girer sol, arazı meçhul bir hastalık. solcu, ithamların en korkuncu olur… büyüden meş’um, bedduadan netameli bir kelime. sağ, daha nazlı, utangaç bir misafir. ne zaman gelmiş, bilen yok! türk adaleti, kimse tarafından benimsenmeyen bu silik ve şahsiyetsiz kelimeyi pek ciddiye almaz. ve çeyrek asır nebati bir hayat yaşar sağ.
sol, demokrasilerin zaferinden sonra yeni bir bekaret kazanır avrupa’da, günahlarından arınır. bizde de kasideler döşenir, nazenine. avrupa, bütün cinayetlerini sağ’a yükler. sağ, yakın tarihin “günahkar teke”sidir; kilisedir, cehalettir, faşizmdir. batı’nın en “gerici” partileri bu menfur vasıftan kurtulmaya çalışırken, bizde mukaddesatçıların bayrağı olur sağ; türk’ün alicenaplığı… filhakika bu kirli ve karanlık kelimenin dünyada bizden başka şefaatçısı, bizden başka elinden tutanı kalmamıştır.sol-sağ… çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit. toplum yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı. sol’un halk vicdanında yarattığı tedailer; casusluk, darağaçları, moskova; sağ’ın, müphem, sevimsiz, sinsi bir iki hayal. hristiyan avrupa’nın bu habis kelimelerinden bize ne? bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.
cemil meriç - bu ülke [iletişim yayınları, 1979, sh:77]
-
1
23
MayBen
Yazarsam, paul auster’in kirmizi defteri gibi olacak. Basima gelecek
-
2
9
MayDogru insan
aşık olmak için, evlenmek için, birlikte olmak için, yaşamak için, yaşlanmak için, doğru insanı aramak, bulunamazsa da beklemektir.
fakat aslında her seferinde, beklediği insan kendisidir. hazır olmayı bekler, aşık olmaya, evlenmeye, birlikte olmaya, yaşamaya, yaşlanmaya, bağlılığa, dostluğa, sorumluluğa, ya da sorumsuzluğa.
insan her yaşta kendisini bekler.. ve beklediği zaman geldiğinde “doğru” kişiyle birlikte, ki kendisidir bu, her neyi yapmak için hazırsa artık, onu yapar.
bir yandan da bir başkasına o değerleri yükler, ki, insanız, normali, “doğru”su budur. ve bir gün karşımıza “doğru”su çıktığında, görürüz ki en akıllı, en çekici, en karizmatik, en zeki kişi değildir o. en çok uyumlu olduğunuz kişidir, yanında evinizde hissettiğiniz, hem huzur hem heyecan veren kişidir. aşk sizin içinizden gelmektedir. ona layık bulduğunuz kişi seçilmiştir. -
6
6
MayYok
“kavga yoksa aşk yoktur” dedi… Sapanla vurulmus bir kusa döndüm. Aşk huzur değil miydi yoksa… Yıllardır aradiğim pesinden kostugum bu degil miydi? Kavga, gurultu, kiskanclik, ego catismasi olmadan olmuyor muydu gercekten aşk? Tutku illa bunlari mi barindirmaliydi? Kim ogretmisti bu insanlara aşkı?
Oturup saatlerce ayni insani beklemek, geldiginde birlikte susabilmek, sirtina dayayip ceneni uyuyabilmek, guvenebilmek aşk degil de neydi?
Onca kadinin arasinda “o yapmaz” diyebilecek kdr guvenmek degil miydi ask?
“seni aldatiyor” dediklerinde “olsun benim haberim yok ve yine benim koynumda uyuyor ya” diyebilmek degil miydi ask?
Sarhos bunyelerle opusebilmek, ayni cani sahiplenmek sadece sevgi miydi?
Asksiz yasanmaz miydi bi iliski? Baskasina carpinca kalbi, baskasini arzuladiginda “sana asik degilim ama seni seviyorum. Simdi ona asigim ve onu sevebilecegime inaniyorum” diyebilir miydi… Gitmesine izin verilmeli miydi aşk yok diye…
Aşk anlar değil miydi?
Seni kahkahalara bogarken, gulmekten aglamaya baslarken ona olan hayranligin artince duydugun “benden baskasini guldurmemeli boyle” duygusu kiskanclik barindirmiyor mu? O an aşik olmuyor muyuz?
Allah askina ask neydi sizin icin? Ottan boktan kavga etmek miydi sahi? “o kim, bu niye aradi” diye bogmak miydi birbirinizi…
Sizin sizsiz baska bir hayatinin daha oldugunu kabullenememek miydi?
Aşk kapidan ciktigi an ozlemek, annesine “sevgilim” derken sizin icinde isallah bi gun ayni ictenlikle soylemesi icin dua etmekti…
Yazilmis ve atilmis mektuplarin aynisindan degil de bi satirindan gecmek bile olabilirdi…
Yazdigi saatlerin arasinda sizin icin ilistirmis oldugunu umdugunuz bir kelime bile olabilirdi aşk.
Aşk sakinlikti, aşk huzur olmaliydi. Aşk guven duymak “ne olursa olsun” diyebilmekti.
Aşk onun olan her seye seninmis ve hatta daha onemliymis gibi sahip cikabilmekti. Kalbinin bi parcasi onun olduguna gore kendine bile iyi davranabilmekti.
Aşki pic ettiler. Her arzuyu her sex durtusunu aşkla karistirip kirlettiler.
Aşkin icine ettiler.
Kapimda bir vidanjorle bok basmasin diye bekliyorum kalbimin kapisini.
Onu benden almasinlar, bize bulasmasinlar…
-
1
25
AprUnuttugum ne varsa
Ne varsa dunde kalan, ne varsa aklimdan silinen… Hepsini her seyi aniyorum bugun bu masada…
Kahvenin verdigi “40 yil hatirla”
Cok degil bir kac mevsim onceydi kesfedisim icimde ki boslugu. Sen olsan adina “yalnizlik” derdin bir baskasi “yasanmamislik” bana gore eksik bir puzzelin parcasi gibi…
Cok degil, bir kac kalp kirigi oncesi. Babam mi ölmüstu yoksa bir baska en sevdigim mi hatirlamiyorum. Once asmis, sonra ipini kendim cekmistim. Sonra avazim cikana kadar kanadim, biliyorum, biliyorum cunku o kanla bogulan ve yeniden dogan yine bendim.
Dunyanin ortasinda yapayalniz kalmaktan bahsetmistim yil kadar once. İste o bendim. Fark etmedigim kendi dunyamda kendimi yalniz, yapayalniz biraktigim ve gormezden geldigimdi.
Yazikti bana, gunahti bana…
Kendime aciyacak haldeydim.
Sanki bir isik, sanki bir el gelecek ve beni o karanlik kuytu koseden cikaracakti. Bekledim, ahh oyle cok bekledim ki gelmedi.
Beklemekten vazgecip, kabullenis anina gecip, oraya olan aitligimi hissedince… İnaninca.
Saka gibi ama geldi.
Oyle beklemedigim bir anda geldiki… Serap goruyorum sandim inanmadim, kactim. Ayaklarim gotume vura vura kactim ve tabi yoruldum. O yorgunlugumu firsat bildi ve beni battigim yerden bir damla su ile kendine cekti.
Ahh, 100’lerce yil once olsaydi ben buna tanri derdim.
Bitik ayaklarima “yuru” komutu veren, sonuk kalbime “atacaksin” diye emreden…
Kiriklarimdan yeni bir ben var eden…
Modern zamanlarin modern ve eksik tanrisi olabilirmissin sen.
Kışımın yazı, kasvetimin ilaci, yuzumu guldurup, gozlerimi aglatan. Nesin sen?
Bir insanin ayaklarina asik olunur mu? Bir insanin kulaklari bu kadar guzel olur mu?
İnsan degilsin sen…
İste bu yuzden “iyi bir insan olmayi sende basaramadin mi” diye sordugumda verdigin “hayir” yanitlari…
Benim dunyamin, kendi kendime icinde hayatlar yasattigim gezegenimin bas kahramani…
Bu dunyada ki cennetim ve akis zamanda cehennemi…
İnsanlar var eden kucuk adamim…
Hic buyume sen olur mu?
-
1
18
Apr
Taken with instagram
-
1
18
Apr
Taken with instagram
-
3
18
AprBu aska nasil dustum?
onu ilk kez gördüğümde yaşantımda çok önemli bir yer tutacağını sezmiştim. bu tıpkı,bir filmin daha ilk karesinden bütününü kavramak,sonunu tahmin etmek gibi bir duyguydu. onu ilk gördüğümde bundan böyle artık benim için çok önemli olacağını sezmiş ve ürkmüştüm. o andan başlayarak yaşantım değişecek,artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. bunu nasıl güçlü hissettiğimi ve sarsıldığımı iyi hatırlıyorum. fakat elimden gelen hiçbir şey yoktu. çünkü güçlü bir çekim alanının etkisine girmiş, büyülenmiştim. bütünüyle tuhaf olarak tanımlanacak bir zevkle bu albeniye kapılmıştım. tamamen kendi isteğimle ve tamamen “ben” oluşumla ilgili olarak.
-
1
17
AprBen
“zevklerim var ama iştahlarım yok, gülüyorum ama çok seyrek gülümsüyorum, beklentilerim var ama umutlarım yok, esprilerim var ama mizahım yok, atak biriyim ama hiç cesaretim yok, açık sözlüyüm ama içtenliğim yok, çekiciliği güzelliğe tercih ederim, rahatlığı da yararlılığa tercih ederim. güzel kurulmuş bir cümle, anlamlı bir cümleden çok daha iyidir. her şeyde yapaylığı tercih ederim.”
-
2
17
Apr -
4
11
AprKucuk agaclar… Oyle kuru oyle iki buklumlerki kokleri topraga degil sonradab dokulmus betonlara bile karismiyor. Hani yorulup yaslansa ak sakalli dede devrilecek.
Yapraklarini bile tasiyamiyor, dokuluyorlar. Kuruyorlar dokuldukleri yerde. Uzerlerine bastigimda cikan sesler huzur verirken dusunduruyor beni. Koksuzluk ne tuhaf.
Kuruyorsun oyle bir basina. Damarlarindan akan kanin gecmisi yok. Kendi kendine gelisip ve hatta bazen gelisemeden yitip gidiyorsun.
Cok karisik. Nereye ait hissediyorsan oraya ait degilsin aslinda. Esyasisin bu hayatin. Ordan oraya tasiniyorsun. Ben sanirim bi ayakkabiyim. Uzerime basanlara konfor sagliyorum, uzun yollari benimle beraber yuruyorlar. Sonra bi sekilde modam geciyor kaldiriliyorum dolabin bir kosesine ya da retro seven ve onun icin heyecanlanan birilerine hediye ediliyorum. Bekliyorum ki baska ayakkabi alacak parasi olmayan ve bana razi gelen birisinin ayaginda paralanayim.
Bazilari semsiye gibi. Bazen yagmurdan bazen gunesten bazen kum firtinalarindan koruyor sahibini. En siddetli ruzgarlara karsi direnenler oluyor ama cogu zaman kopuyorlar. Yolda yururken bir baskasinin gozune giriyorlar kimilerinin gotune.
Bazilari tel toka. Surekli kaybolup bir baskasinin cebinden cikiyorlar. Kimi zaman kilitleri acip kimi zaman koltuk arasinda yitiriyorlar omurlerini
Koksuzluk diyordum…
Koksuzluk cok kotu. Damarlarinda ki asil kan yalan oluyor o saatten sonra. Kan akiyor ama asil falan degil. Sen asilsin belki… Ama oyle kotu insanlar var ki salon kadini cizginden kaydiriyolar seni…